23 Ocak 2016 Cumartesi

BEHZAT ŞAŞAL: EVRENSEL BİRLİĞE ÇAĞRI & "BİLİM VE DİN ÇEVRELERİNE" ÇAĞRI

EVRENSEL BİRLİĞE ÇAĞRI
İnsanlığın var oluşundan bugüne dek içine düştüğü en büyük yanılgı; kendi aralarında dil, din ve ırklar bakımından ayrım oluşturmasıdır.Oysa çağımız biliminin DNA’lar üzerine yaptığı araştırmalar sonucu bulmuş olduğu bulgular, bütün insanların aynı genetik özden oluştuğunu ispatlamış bulunmaktadır.
Bu nedenle, hepimiz dünyayı kapsayan büyük bir ailenin bireyleriyiz. İnsanların DİN’ ler arası yarattığı ayrım ise, insanlık tarihinde görülen en büyük yanılgıdır. 
Çünkü, ayrı ayrı ALLAH’ lar yok ki ayrı ayrı dinler olsun.
Eğer biraz dikkat eder ve tarafsız bir akılcılıkla değerlendirirsek, bütün Peygamberlerin aynı Allah’ın Peygamberi olduğunu, bütün Peygamberlerin insanlığa aynı Allah’ı anlattığını ve öğrettiğini göreceğiz.Hangi dini inançta olursak olalım, bu dini inançlara hangi ismi verirsek verelim, dua ve ibadetlerimizde hepimiz aynı Allah’a dua ve ibadet etmiyor muyuz ?
Yani bir TEK Allah bulunmakta ve hepimiz O Allah’a inanmakta, O’na dua ve ibadet etmekteyiz.
Oysa asırlardan beri ayrı ayrı Allah’lar, ayrı ayrı dinler varmış gibi birbirimizle Allah adına savaşlar yapıyor ve birbirimizi öldürüyoruz.
Peki, dini inançlarımızda inandığımız o kıyâmet gününde yüce Allah bize, “Siz birbirinizi niçin öldürdünüz” diye sorduğunda ne cevap vereceğiz ?
Eğer “Senin için öldürdük” dediğimizde bize, “Peki, seni yaratan da, öldürdüğün insanı yaratan da ben değil miyim ?” dese, ne cevap vereceğiz ?
Bütün dinlerin insanlığa verdiği ortak emir ve insanlardan istediği ortak bilinçlenme; “Sana yapılmasını istemediğin kötü bir şeyi başkasına yapma, sana yapılmasını istediğin iyi şeyleri sen de herkese yap” değil midir ?
Bu güzel ortak emri neden göremiyor ve neden yerine getiremiyoruz ? Asırlardan beri sürüp gelen ve bilinç altımıza yerleşerek, bizim bir ÖZ parçamız haline gelmiş olan bu olumsuz yanılgılarımızdan ve etkinliklerden kendimizi nasıl kurtaracağız ?
Bunun en kısa ve doğru yolu; toplumlar ve bireyler olarak bizleri, dünyevi çıkarların olumsuz etkisinden kurtaracak şekilde bir ÖZ eleştiri yapmamızdır. Bu öz eleştiri sonucunda da kendi kendimizle bir iç savaşa, yani bir iç cihada girmemizdir.Gelin, “akıl ve bilgi çağı” denilen bu çağda, asırlardır süren yanılgılardan kendimizi kurtaralım.Gelin, rengimiz, dilimiz ve dini inançlarımız ne olursa olsun “ÖZ KAYNAKTA BİR” olduğumuzu anlayalım ve birbirimizle kardeşçe kucaklaşalım. Gelin, Allah’ın bizlere vaad ettiği cenneti bu dünyamızda ve yaşamımızda da elde edelim.
KARDEŞÇE SEVGİLERLE...
Behzat ŞAŞAL
e.Mail: bsasal@mynet.com
NOT :Bu çağrıya katılıyorsanız, bütün çağdaş iletişim araçlarıyla ‘Lütfen, bu çağrıyı yayınlayıp, dünyamızdaki bütün din ve devlet büyükleri ile yetkili kuruluşlara” altına kendi adınızı da yazarak ulaştırınız.Hizmetinizin karşılığı, ebedi sevgi ve kardeşlik olsun.
"BİLİM VE DİN ÇEVRELERİNE" ÇAĞRI
Birbirinizi yok etmek veya en azından etkisiz hale getirmek için, aranızdaki açık veya gizli zıtlaşmayı, savaşı bırakın artık. 
Bu zıtlaşma ve savaşta birbirinize değil, bütün insanlığa kötülük ve zarar verdiğinizi görünüz artık.
Düşüncelerinizi ve amaçlarınızı dünyevi çıkarlardan uzak, açık kalplilikle ortaya koyarsanız, aranızda, birbirinizi yok etmeyi gerektiren bir zıtlığın olmadığını göreceksiniz.
Bilimin amacı da, bütün dinlerin amacı gibi insanlığa hizmet etmek değil midir ?
Öyle ise, aranızdaki bu zıtlaşmanın ve düşmanca görüntünün temel nedeni nedir ?
Bilim çevresinin amacı; Her şeyin bilimselliğe dayanması, bilimin ve akılcılığın insan yaşamına egemen olması ve hükmetmesi değil midir ?
Peki, bütün din kitaplarının da temel emirlerinden olup, aydın din çevrelerinin amacı da, din ve dini inançların akıl ve akılcılığa dayanması değil midir?
Çünkü, din kitaplarımız, “Siz hiç düşünmez misiniz ?”,
“Siz hiç akıl etmez misiniz?” gibi insanları düşünmeye ve akılcılığa davet eden ayetlerle dolu değil mi ?
Din kitabımızda : “Neden Kuran’ı dikkatle incelemiyorlar ?
Yoksa, akılları üzerinde kilitler mi var ?” ayeti ile insanları açıkça araştırmaya, akılcılığa yani bilimselliğe davet etmiyor mu ?
Ayrıca, yine bütün dini inançlarda “Aklı olmayanın dini yoktur” ayeti ile de insanlara ‘akılcılığı’ önermiş, aklı olmayanın dini inancının da akılcı olmayacağını ve Allah tarafından da makbul kabul edilmeyeceğini açıkça belirtmiyor mu ?Bilim çevresi, bilimsel bulgularının ve bu bulgulara dayanarak yaptıklarının özüne indiğinde o bilimsel bulgularda Kur’an’daki ayetin bilimsel açıklamasını görecektir. Çünkü, “Kur’an, tabiat kanunları için Allah’ın ilâhi kanunlarıdır” demektedir.
Bilim ve din çevrelerine çağrıda bulunuyorum: 
Gelin, bütün bilimsel bulguları ve bu bulgulara dayalı teknolojiyi tabiat kanunları ile, Kur’an daki ilgili bazı ayetleri birlikte değerlendiriniz.
Bu durumda bilim ve dinin birbirinden ayrı, özellikle de birbirine karşıt olmadığını, tam aksine ÖZ’de bir olduğunu göreceksiniz.
Öyle ise, bu savaş neyin savaşı ve ‘bu savaş’ niçin verilmektedir ?
Her iki taraf da akılcı bir gözlemle değerlendirmede bulunursa, bazı yanlış anlamalar ve yanılgılar içinde bulunduklarını göreceklerdir.
Bazı bilim çevreleri,‘din ve Allah inancına’ neden karşıdırlar ?
Din ve Allah inancında insanlık için zararlı gördükleri olumsuzlukları lütfen açık kalplilikle ortaya koysunlar.
Din çevreleri de lütfen, bilim çevrelerinin din ve Allah inancına karşı oldukları konular üzerinde akılcı olarak düşünmeli ve bu alanda gerekli bilimsel araştırmaları yapmalıdırlar.
Öyle sanıyorum ki, şu gerçekler ortaya çıkacaktır:
* Bilim çevrelerinin din ve Allah inancında ve bazı dini uygulamalarda karşı oldukları bir çok şeye aydın din çevrelerinin de karşı olduğu görülecektir.
* Din çevreleri de gerekli bilimsel araştırmalarda bulunurlarsa, din ve dini inançlar içinde bilimle ve akılcılıkla bağdaşmayan ve kabul edilemeyecek bir çok hurafe ve batıl inançların varlığını ve uygulamalarını göreceklerdir.
* Din ve dini inançlara karşı olan çevreler de, dini inançlar ve uygulamalar içine karışmış hurafe ve batıl inançları din olarak düşünüp değerlendirme yanılgısından kendilerini ve insanlığı kurtarmalıdırlar.
* Çalışmayı ve bilimsel düşünmeyi ibadet kabul eden dinleri, insanları geri bırakmakla suçlamak yanılgısından kendilerini ve dinleri kurtarmalıdırlar.
* Din, “Din Ahlâktır” diye tanımlanırken, dinleri ahlâk anlayışını bozmakla suçlamak yanılgısından kendinizi de dinleri de kurtarınız.
* Hurafeler ve batıl inançlara karşı savaş açmış olan dinler ne gariptir ki, hurafelik ve batıl inançlılıkla suçlanmaktadır. Bu yanılgıyı görelim artık.
* “Bilim için çalışırken dinden, din için çalışırken bilimden uzaklaşmayın” bu deyiş dinlerin ortak görüşü ve ortak emridir.Kısacası; Allah’ın, din ve dini kurallarındaki arzu ve amacının, hurafe ve batıl inançlardan arındırarak, dinlerin gerçek felsefesini ortaya çıkarma zamanı gelmiştir.Allah’ın, akıl ve akılcılığa dayandırdığı din ve dini inançlar ile, dini, akıl ve akılcılığın dışında gösterenleri ayırt ediniz ve dini, akılcılığın dışında gösterenlere karşı olunuz. Ama, Allah’a ve akılcılığa dayanan din ve dini inançlara karşı olmayınız.
Allah’ın, din ve dini inançlarla ortaya koyduğu amacı ; “Sana yapılmasını istemediğin kötü şeyleri sen de başkalarına yapma, sana yapılmasını istediğin iyi şeyleri sen de başkalarına yap” veya “Kendiniz için sevdiğiniz şeyleri başkaları için de sevmedikçe hiçbiriniz iman etmiş sayılmazsınız” değil mi ?
İnsanlık bunu bilmiyor veya bilinmiyorsa, din ve Allah inancını yok etmeye çalışacağımız yerde, dinlerin bu ortak felsefesini insanlığa öğretmemiz, insanlık için çok daha iyi ve faydalı olmaz mı ?
Dine karşı veya dindar olun, bu ortak amaç ve felsefeye karşı olabilir misiniz ?
Bunun için bilimin ve dinin bu ortak amaçlarda el ele vererek insanlığın mutluluğu, huzuru ve buna ulaşılması için çalışmak olmalıdır. O halde, bilim ve din neden, niçin birbirine karşıt ve düşmanca davranışlar içinde bulunuyorlar ?
En doğrusu, bilim ve din el ele verip, insanlığın mutluluğu için birlikte daha bilinçli, daha akılcı ve daha inançlı olarak çalışmalıdırlar.
İnsanlık, ancak, böyle bir din anlayışı ve yaşam biçimi ile kötülüklerden, savaşlardan kurtulup gerçek mutluluğa ve huzura kavuşacaktır.
Aslında, bilimin de dinin de asli görev ve işlevi budur. Uygulama bu olmalıdır.
Behzat ŞAŞAL e.Mail; bsasal@mynet.com
*****UNIVERSAL CALL .... COME !..
Let us bring wherever we goLet us be connectors and unifiers, not sowers of dissentLet us disseminate
Love where there is hate,
Forgiveness where there is injury,
Belief where there is doubt,
Hope where there is despaır,
Light where there is darkness,
And joy where there is sorrow,
COME!
Let us beNot of those who see the failure of others, but of who hide their,
Not of those who seek consolation, but those who console,
Not of those who wish to be understood, but those who understand
Not of those who wish to be loved, but those who love.
COME!
Let us we becomeLike the rain, which bestows life without discrimination wherever it flows;
Like the sun, which enlightens all beings everywhere without distinction;
like the earth, which though everything steps on it, withholds nothing, and bestows its fruits on everyone.
AND COME!
Be the ones of those hands who give rather than receive,
Those who are forgiven because they forgive,
Those who are born for Truth, live for Truth, die for Truth,
And let’s be in the stage of the ones who are reborn in the eternal life…
Behzat ŞAŞAL
INVITATION TO UNIVERSAL UNION
Starting with the first experiences of the human being, the greatest mistake made is the discrimination among languages, religions and races.
However, the scientific diagnosis on DNA proves that all people have the same genetic specialties.
So, we are the individuals of the great world family. The discrimination between the religions is the human history.
Since there is no different GODS, therefore there is no different religions.
If the issue is examined carefully and evaluated with objective rationality, we can see that all the Prophets are God’s Prophets and their mission is to teach and to explain GOD to the people.
Whichever religion we believe in or whatever name we gave a name to those religions, we all pray to and practice for the same GOD that all of us believe in, pray to and practice for.
On the contrary, we have been fighting and killing each other for God along centuries while pretending that there are different GODS and religions.
So, what we are going to say on Doomsday if GOD will ask why we killed each other.
Should we reply that we did it for you, how we can give an answer in the case that GOD says:
“Did not I create both you and the people you had killed?”All the religions have common order for thepeople that:
”Do not treat others in a bad way that you do not like to be treated so. Do the others favor that you like to be done so.
”What is the reason that we cannot understand this beautiful comment and do it so?
How can we get rid of those prejudices and evil activities that infuse our personality and subconscious along the centuries?
The only and proper way is criticize us as an individual and a social group for saving ourselves from the adverse impact of the selfish interest.
That means we should struggle with our conscious that produces discrimination and wars.
SO…
Come together, in the “Age of the Wisdom” 21 century, let’s get r id of the mistake that has been existing all centuries long.
Come together, perceive that we have the same origin and hug each other frankly, although we have different colors, languages and religious beliefs.
Come together, get the heaven even in this world and in our lives that
God promises in the holy boks.
FRIENDLY LOVE…
P.S. ıf you believe in this invitation, please declare this with your signature to all the leaders of the religions, the governments and authorized organizations via all communication tools.
YOUR PAY OFF WOULD BE INFINITE LOVE AND PEACE AND FRATERNITY
Behzat ŞAŞAL, bsasal@mynet.com

18 Kasım 2013 Pazartesi

Behzat ŞAŞAL, ANAYURT Yazıları.. 2. BÖLÜM

Atom Hücre ve Frekans
-II-
Bütün bu ve buna benzer soruların cevabını verebilmek için, öncelikle atom ve hücrenin ortak karakteristik özellikleri nedir? sorusuna cevap vermemiz gerekir.
İnsan başta olmak üzere, hücresel yapıdan oluşan bütün canlıların biyolojik ve fiziksel yapısı olan hücre incelendiği zaman, canlı varlıkların fonksiyon ve kimyasının da anlaşılmasının temelini oluşturur. Yani canlıların yapısının kimyasal ve hücresel iki ana yapıdan oluştuğunu görüyoruz. Hücrenin yapısını da kimyasal yapıdan ayırmak imkansız denecek kadar güçtür. Çünkü hücre yapısının içinde de kimyasal dediğimiz yapılar bulunmaktadır. Çünkü hücre zarı, protein, karbonhidrat ve yağ moleküllerinden yapılmış olup, canlıda devamlı hareket halindedir. Lütfen dikkat edin. Hücreye girip çıkan kimyasal maddeleri kontrol eder. Hücre zarı neyi nasıl ve niçin kontrol yapmaktadır? Hücrenin içine hücreye zarar verecek şeylerin girmesini denetleyip kontrol etmektedir. Bu kontrolün içinde cansız, ölü denilen faydasız nesneler de dahildir. Atom, cansız, ölü işe yaramayan şeyler ise hücre zarı bunları da hücrenin içine sokmaz. Demek ki, atom, cansız, ölü bir işe yaramayan bir nesne değil ki hücre onu kapılarını açıp içeri almaktadır.
Bu durumda şu soruyu soralım. Hücre ile atom arasındaki bu uyum ve iş birliği nedir?
Bu iş birliğini görebilmemiz ve değerlendirebilmemiz için atom ve hücrenin iç yapılarını ve bu iç yapılarından kaynaklanan oluşum ve işlemleri çok iyi bilmemiz gerekir. burada tekrar yazmamıza gerek yok, atomun ve hücrenin içindeki parçacıkları bir düşününce gözünüzün önüne getirin. Atomun içindeki parçacıklar da hücrenin içindeki parçacıklarda devamlı hareket  halinde bulunmaktadırlar. Hele ölü, cansız dediğimiz atomun içindeki hareketin hızlılığına ve atomun içindeki enerjiye akıl erecek gibi değil. Demek ki bu durumda atomun da, hücrenin de ortak karakteristik özelliği her ikisinin de iç yapısındaki hareketlilik ve bu hareketlilikten doğan çevrelerine yayınladıkları titreşimsel hareketleri, yani bir başka deyişle yayınladıkları frekanslarıdır. İşte, atomda, hücre de çevrelerine yayınladıkları bu frekanslarıyla bir hayatiyet bir canlılık vermektedirler. İşte vücudumuzdaki canlılık, kuvvet ve enerji vücudumuzdaki atom ve hücre yapımızın birlikte yayınladıkları bu frekanslardan kaynaklanmaktadır.
Peki, bu frekansların etkinliği vücudumuzda nasıl azalıyor veya artıyor? Bu frekansların azalması ve kuvvetlenmesinde etkin olan nedir?
Buna verilecek en kısa ve en güzel cevap, beynimiz yani düşüncelerimizdir.
Düşüncelerimiz de içinde bulunduğumuz durumlara göre değişkenlikler gösteren bir durumdur. Bu değişkenlikte moral durumumuzun büyük etkinliği vardır. peki, insan yaşamında çok büyük etkinliği olan “moral” ne demektir? Moral denen şey insana ve insan yapısına nalsı etkilemektedir?
Moral, çok kısa ve öz olarak insanın içinde var olan içsel güçlerini yani manevi inançlarını güçlendirmek demektir. İnsanın bu iç güçlerini harekete geçirerek o insana cesaret duygusunu kazandırmak demektir. Halk deyimiyle insanı yüreklendirmek demektir.
Bu nasıl olmaktadır?
İnsanın aklına, beynine hitap ederek onun beynine yani düşüncelerini etkilemek suretiyle olmaktadır. İnsanlar üzerinde, yapıcı güzellikler ifade eden etkili sözcükler, davranışların insan üzerinde bıraktığı olumlu etkiye mola diyoruz. Böylesine yapıcı, olumlu duygular içinde bulunan insanın beyin yapısı başta olmak üzere kalbi ve diğer organları bu olumlu ve yapıcılığın etkisi altına girer. Bu etki altında beyin çok daha yapıcı düşünceler üretir ve bu yapıcı düşünceler de iç organlarımıza, dolayısı ile beden yapımızı etkiler. Bu durumlarda beynimiz, kalbimiz ve diğer organlarımız birbirlerine uygun, dengeli frekanslar yayınlar ve bu frekanslar bizde dengeli, uyumlu davranışlara yöneltir.
Moral bozukluğu denilen durumlarda da bunun tam tersine beynimize olumsuz sözcükler ve davranışlarla etkileyerek beynimizin olumsuz düşünmesine neden olur. bu düşüncelerde kalbimiz ve diğer iç organlarımızı olumsuz etkileyerek,  başta beynimiz olmak üzere kalbimiz ve organlarımız uyumsuz,  dengesiz frekanslar yayınlamaya başlarlar.
Dengesiz ve uyumsuz bu frekanslar da dengemizi bozar ve bizim dengesiz davranışlarda ve kararlar almamızda etkili olurlar.
Kısacası olumlu ve olumsuz bütün duygu ve düşüncelerimiz, kendi durumlarına uygun frekanslar yayınlarlar ve bu frekanslar da hücrelerimize, organlarımıza ve dolayısıyla bütün beden yapımızı etkileyebilir. Bu etkileme olayında en hızlı ve en kuvvetli şekilde etkileyen inançlarımızdır ve özellikle iman derecesinde kuvvetli inançlarımızdır.
Birçok orduların veya kişilerin kendinden kat be kat kuvvetli olan orduları, kişileri yenmelerinin nedeni iman derecesindeki inançlarıdır. Bizim kurtuluş savaşını kazanmamızda en kuvvetli etken bu iman derecesinde inancımız olmuştur. Karşı devletler veya kişiler karşısındaki orduları veya kişileri yenmek için öncelikle onların manevi inançlarını yıkmaya, yok etmeye çalışır.  Karşı tarafın moral yapısını yani kendisine olan güven duygusuna yıktığınız an onu yenmiş sayılırsınız, çünkü en ufak bir darbede yıkılır gider.
İnsanlara ve toplumlara çok çabuk etkileyen ve çok çabuk kuvvet, enerji haline dönüşen inançlar vardır. bu inançlar din ve Allah inancı, vatan, milliyetçilik inancı gibi benzeri inançlardır. Allah inancı genetik yapımız içindeki şifreler içinde var olduğundan, Allah uğrunda yapılan dua ve ibadetlerde genetik yapımız içindeki şifreler içinde var olduğundan, Allah uğrunda yapılan dua ve ibadetlerde genetik yapımız içindeki bu duadan her şeyden daha çabuk etkilenir.
Hücrelerimiz içindeki genetik yapımızla, atomlarımız içindeki kuantum yapımız birbirleriyle eşdeğer işlevler gördüğünden Allah inancıyla yapılan dua ve ibadetlerden her ikisi de aynı oranda etkilenmektedir. Dua ve ibadetlerden sonra insan vücudu çok daha huzur denilen duygu içinde olur. çünkü yapımızı oluşturan genetik yapımızla kuantum yapımız aynı frekanslar içinde bulunurlar. Dikkat ederseniz bir insan hiçbir çıkar ve karşılık  beklemeden başkalarına yaptığı iyilikler karşısında da aynı huzuru duyar. Çünkü vücudumuzu oluşturan genetik ve kuantum yapımız iyilik, güzellik, doğruluğa göre şifrelenmiştir. Din ve Allah inancıyla olsun veya olmasın bir insan birilerine özellikle hiç tanımadığı bilmediği insanlara hiç karşılıkla, çıkar  beklemeden bir iyilik, güzellik ve doğru bir hareket yaptığı zaman içinde tarifi imkansız bir rahatlama ve huzur duygusu duyar. Aksine bir kötülük yaptığı zaman da yine anlamını bilmediği bir rahatsızlık ve huzursuzluk duyar. Gerçi bu duygular içinde yaşadığımız bu çağda oldukça değişime uğramış görüntüsü vermektedir. Bunun nedenleri de apayrı bir yazı konusu ama çok özet olarak da değinmeden geçemeyeceğim.
İnsanlarda olumsuz yöndeki bu değişimin başlıca genel anlamda iki nedeni bulunmaktadır. birincisi biyolojik bozulma, tabiattan elde edilen doğal beslenme ile değil, üretilmiş gıdalar, vücut yapımızdaki hücresel yapımızı genetik yapımıza kadar bozmaktadır. Biyolojik bozulmanın bir başka etkisi de, yediklerimizin helal mal ve helal kazançla elde edilmiş olmaması. Çünkü haram malda ve haram kazançta, madur durumda kalan kişilerin olumsuz düşüncelerle yayınladıkları olumsuz frekanslar doğal frekansları bozmaktadır. Bu durumda vücut yapımızda bir takım dengesizliklere, uyumsuzluklara neden olmaktadır.
İkincisi psikolojik bozulma. Düşüncelerimizi, iyilikten, güzellikten ve doğruluk alanından saptırarak olumsuz düşünceler içine girmemiz hatta bu olumsuz düşünceleri benimsememiz, onları yaşamımızın gereği haline getirmemizi ısrarla ve defalarca düşüncelerimizle yayınladığımız frekansla beden yapımıza, hücrelerimize hatta genetik ve kuantum yapımıza gelinceye dek etkilediğimizi belirtmiştik. İşte benimsediğimiz bu olumsuz düşünceler öylesine egemen olmaktadır ki, bizde önceki iyi, güzel, doğru düşüncelerimize üstün gelerek olumsuz etkinliğiyle egemen olmaktadır. Bu egemenlikte gördüğünüz gibi yaşamımıza etkilediği gibi beden yapımızı da etkilemektedir.
Cinsel sapıklıkların, homoseksüelliğin artışının bir nedenini de bu durumlarda aramalıyız. Bu durum, düşüncelerin etkilemesi ve etkilenmesine en güzel örnektir.
Tabiattaki Gizli Güç
Şimdi bizim bu açıklamalarımızı bazı çevreler bilimsel bulmayabilir ve bu açıklamalara bilimsel bulmadıkları için karşı çıkabilirler. Bu gibi kişilere, daha bilimsel deneylerle elde edilmiş bazı sonuçları bilgilerine sunalım.
Vereceğim bilimsel deneyler, daha önce söz ettiğim “Bitkilerin gizli yaşamı” kitaptan olacaktır.
Biliyorsunuz, tarım alanında ve ağaçlandırma işlemlerinde aşılama denilen bir uygulama bulunmaktadır. ağaçlarda yapılan aşılama uygulaması sonucunda yapılan bir bilimsel araştırmada, aşılamak için bir ağaçtan alınan küçük dal parçasına “çelik” denilir. Çelik parçasının alındığı ağaca “Ana” ağaç, çeliğin aşılandığı ağaca da “yavru” ağaç diyelim. Elektronik aletlerle yapılan bir incelemede aşılama işleminin yapıldığı andan itibaren, ana ağaçtan yavru ağaca doğru bir biyomanyetik dalga akımının oluştuğu görülmüştür. Yani aşı alınan ağaçla aşılanan ağaç arasında manyetik bir bağlantı, bir iletişim olgusunun oluştuğu saptanmıştır.
Fransız bilim adamları, bu aşılanma olayında aşı veren ana ağaçla aşılanan yavru ağaç arasındaki bu biyomanyetik iletişim olayının uzaklığının ne olabileceğini merak ediyorlar ve sonunda bunu deniyorlar. Siz de hafızanızı bir yoklayın, aşı veren ağaçla aşılanan ağaç arasındaki bu biyomanyetik bağlantının, iletişimin uzaklığı ne olabilir? düşünebiliyor musunuz?
Fransa topraklarında bulunan bir ağaçtan aşı yapmak için bir aşı çubuğu alınıyor ve bu çubuk Güney Amerika’da aynı cins bir ağaca aşı yapılıyor. Ve bu iki ağaç arasında bir biyomanyetik bağlantının, iletişimin kurulduğunu hayretler içinde tespit ediyorlar.
İşte aşılanan ağaçlar arasında oluşan bağlantı ve iletişim olayı, insanlar arasında da özellikle genetik bağları bulunan insanlar arasında da bu bağlantı ve iletişim olayı olmaktadır. Anlattığımız olayda özbaba ile çocuk arasındaki olumlu çocukla üvey baba arasındaki olumsuz bağlantı ve iletişimin nedeni genler arasındaki bağlantı ve iletişimdir. Genler arası bu bağlantı ve iletişim olayı normal koşullardan çok, olağanüstü olaylarda meydana gelmektedir. Örneğin, bir anne, kendisinden çok uzaktaki çocuğunun başına gelen çok iyi veya çok kötü bir olayı algılayabilmektedir. Belirttiğimiz gibi bu normal koşullarda değil olağan üstü olaylarda olmaktadır. Ve her zamanda muhakkak olacaktır şartı da söz  konusu değildir. Bu genellikle karşılıklı düşünüldüğünde telepatik algılama gibi oluşan bir olaydır. Çünkü olağanüstü olaylarda genetik yapılardan olağanüstü güçlü frekanslar yayınlanır.
Şimdi bu oluşumu yeni genler arası genetik bağlantısı, iletişimi ve etkileşimi daha genelleştirerek açıklamak istersek. Evrende bitki olsun, hayvan ve insan olsun, hem cinsleri arasında genetik bağlantıları nedeniyle, aralarında bir bağlantı, iletişim ve etkileşim içinde bulunmaktadırlar. Dünyamızda da genetik yapısı olmayan bir varlık olmadığına göre aralarında bağlantı, iletişim ve etkileşim olmayan varlık da yok demektir. Yani gen yapısına sahip bütün varlıklar arasında, kendi hem cinsleri arasında, bir bağlantı, iletişim ve etkileşim bulunmaktadır.
Peki bu genetik yapıların  toplamı nereye bağlıdır, nereyle iletişim ve etkileşim içindedir?
Genetik yapılar, genetik yapıları oluşturan bir güce bağlıdır.
Bu güçte Allah’tır. Bunun böyle olduğunu da Kur’an’daki şu ayetlerle biliyor ve kabul ediyoruz.
·                                “Kur’an, tabiat kanunları için Allah’ın ilahi kanunlarıdır diyor”.
·                                “Düşünen bir toplum için, bu bitkilerde elbette alınacak dersler vardır”
NAHL Sur. 16/11
·                                “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki onlar da sizin gibi (Allah’ın) birer ümmeti olmasınlar…
ENAM Sur. 6/38
Buraya kadar yaptığımız açıklamalarla kur’an ayetleri arasındaki bağlantıyı siz kurunuz ve kararınızı kendiniz veriniz.
KUANTUM ve MANEVİYAT
*
TAMAMI VE DAVAMI İÇİN "LÜTFEN" TIKLAYINIZ
http://behzat-sasal.blogspot.com/2013/11/behzat-sasal-anayurt-yazlar.html

VEYA BAKINIZ "ANAYURT YAZILARI" SAYFASI

ANAYURT YAZILARI: 1. BÖLÜM

DİN ÜZERİNDE YAPILAN BÜYÜK YANLIŞLIKLAR,
-I-
İnsanoğlunun toplumsal yaşama geçişinden bugüne dek olsun, bundan sonraki yaşamımızda olsun, yaşamı üzerindeki en büyük etkenlerden birisi ve belki de birincisi DİN ve DİNİ İNANÇLAR’dır. Ve yine toplumlar arasındaki birçok savaşların temel kaynağı olarak din faktörü rol oynamıştır veya en azından öyle gösterilmiştir.
İnsanoğlunun DİN üzerinde yaptığı en büyük yanlışlık tek DİNİ çoğul DİNLER haline dönüştürmesidir. Çünkü dünyamızda dinler değil bir TEK din vardır. o din de birliğe yani TEK’liğine inanılan Allah’ın koyduğu, vaaz ettiği dindir.
Bütün insanlar bir Tek Allah varlığına inanmakta ve bütün insanlık hangi din inancı görüntüsü altında olursa olsun, o bir “tek” Allah’a dua ve ibadet etmektedir. Çünkü ortada bir başka Allah yoktur.
Ortada bir Tek Allah olduğuna ve bütün insanlık da bu bir tek Allah’a inandığına göre bu değişik din ve dinler anlayışı nereden çıkmıştır?
Bu, insanoğlunun elle tutup gözle gördüğü şeylere daha fazla değer vermesinden ve ona inanma duygusundan kaynaklanmaktadır. Çok din inancı; insanların, gözle görüp elle tutamadığı Allah’a değil, elle tutup gözle gördüğü onun peygamberlerine daha fazla önem verip ona inanmalarından kaynaklanmıştır. İnsanlar peygamberlerine öylesine inanıp ona öylesine bağlandılar ki, peygamberler inanç dünyasında Allah inancının önüne geçti. İnsanlar savaşları veya toplumları Allah inançlarına göre değerlendirdiler. Ve “senin peygamberin, benim peygamberim” girdabı içine girdiler. Peygamberlerin Allah tarafından görevlendirilmiş bir insan olduğunu unuttular. Peygamberlerini Allah yerine koydular. Yaşamlarını ve savaşlarını Allah’a göre değil Peygamberlerine göre düzenlediler ve değerlendirdiler. Bunun sonucu olarak insanoğlu şu gerçeği gözünden kaçırdı. Bütün peygamberlerin aynı Allah’ı anlatıp öğretmeye çalıştığı gerçeği unutuldu. Nihayetinde peygamberler de bizim gibi birer insandı. Yalnız bizlerden üstün özellikleri olan insanlardı ki Allah onları aramızdan peygamber olarak seçip görevlendirmiştir. Ama ne kadar üstün özellikleri olurlarsa olsunlar nihayet onlar da birer insandı. İnsanda bulunan bütün zaaflar, hatalar, kusurlar az da olsa onlarda da vardı. peygamberimiz Hz. Muhammed bu durumu hadislerinde defalarca ve ısrarla belirtmiştir. Örneğin “Ancak bir kulum (insanım) ben, dininize ait bir şeyi emredersem o emri yerine getirin, fakat kendiliğimden, kendi reyimle dünyanız için bir buyruk verirsem, insanım ancak (yanılabilirim) demiştir. (Celaleyn: C. 1 s. 85).
“Ancak bir kulum ben, bir kul gibi yerim, kul gibi içerim, kul gibi otururum” (Celaleyn: C1 s. 80).
“Ben Kureyş kabilesinden, kurumuş etle geçinen bir kadının oğluyum ancak” (Şifa C. 1 s. 103).
Hz. Muhammed ve diğer bütün peygamberler birer insandı. Ve insanların bir özelliği de sevdiği kişileri kusursuz, eksiksiz görüp onu alabildiğine yüceltmesi, sevmediklerini ise yine olmadık kusurlar hatalar bularak suçlamasıdır. İşte, insanları dinler ve peygamberler arasında oluşturduğu olay budur. İnananlar ve sevenler inandıkları ve sevdikleri peygamberlerini olabildiğince yükseltip yüceltmesi, inanmadıkları ve sevmedikleri peygamberi ise yine olabildiğince aşağılayıp değersizleştirme gayreti ve hatta yarışı içinde bulunmuşlar ve bulunmaktadırlar. İşte dinler arası ayrılıklar, düşmanlıklar ve savaşların kaynağı; insanoğlunun peygamber olarak inandığı, sevdiği kişileri abartılı olarak yükseltmesi, sevmesi, buna karşılık başka peygamberleri de abartılı olarak değersizleştirmesi, aşağılamasından kaynaklanmaktadır.
Bu durumu günlük sosyal yaşamımızda da rahatlıkla görebilirsiniz. Bakınız sosyal yaşamımıza, partiler, dernekler, kulüpler ve benzeri sosyal kuruluşlar genellikle genel başkanları ile birlikte değerlendirilir. Öylesine ki genel başkan kim ise, o kuruluş o kişi ile bütünleştirilir, birleştirilir ve özdeş hale getirilir. Örneğin bir parti, bir kulüp veya dernek tenkit edildiğinde genel başkan, genel başkan tenkit edildiğinde parti, kulüp veya dernek tenkit edilmiş olur. onları birbirinden ayıramazlar, birbirlerine kaynaşmış gibi birlikte değerlendirilirler. İşte din ve dini inançlar alanında da aynı hata, aynı yanlışlık yapılmaktadır. Peygamber denilen kişiler, yaymakla görevlendirildikleri dini ve dini inançlarla öylesine bütünleştirilip özdeş hale getirilmiştir. Sevmediği ve inanmadığı dini ve dini inançları yıpratmak isteyen kişiler, doğrudan doğruya peygamberleri hedef almakta, peygamberleri tenkit edilerek o peygamberin yaydığı din ve dini inançlar yıpratılmaktadır. Ve bu arada yapılan en büyük hata ve yanlışlık, peygamberlerin din adına ortaya koydukları ana felsefe ana amaç gözden kaçırılmakta, dikkate alınmamaktadır.
2 – 12 – 2005
Behzat ŞAŞAL
Din üzerinde yapılan büyük yanlışlıklar
Örneğin, peygamber olsun veya olmasın, din veya dini inançların temsilcisi kabul edilen kişilerin, yaymak istedikleri dini ve dini inançlarını bakın nasıl ifade etmişler. Lütfen, dinlerin birer anayasası olarak kabul edebileceğimiz bu maddeleri süratle okuyup geçmeyiniz, hepsinin üzerinde teker teker düşününüz, hem de günlerce düşününüz. Yanlışlarınızı, yanılgılarınızı ve hatalarınızı görünüz.
Dinlerin Ortak Noktası
TAOİZM: Komşunun kazancını kendi kazancın gibi, onun zararını kendi zararın gibi kabul et.
(Ta’i Shang Kan Ying Pien)
HİNDUİZM: İşte en yüksek kanun budur. Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapma.
(Maha Borate 5 – 1517)
BUDİZM: Sana acı veren şeyle başkalarını incitme.
(Undanavarga: 5 – 18)
KONFİÇYÜSLÜK: Sana başkalarının yapmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapma.
(Analeots: 5 -23)
ZERDÜŞLÜK: Yalnız kendisi için kötü olan şeyi komşusuna yapmayan insan iyi insandır.
(Dadistan- I Dimik: 945)
YAHUDİLİK: Sana ıstırap veren şeyi başkalarına yapma. Tevrat’ın esası budur. Gerisi güzel laftan ibarettir.
(Talmud)
HIRİSTİYANLIK: İnsanların senin gibi yapmalarını istediğin her şeyi sen de onlar için yap. Bu peygamberler kanunudur.
(Mata İncili: 7 – 12)
İSLAMİYET: Kendiniz için sevmediğiniz şeyi kardeşiniz için de sevmedikçe hiçbiriniz mümin olamazsınız. (veya)
* İman etmedikçe mümin olamazsınız, insanları sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız.
(Hadis-i Şerif)
*
TAMAMI VE DAVAMI İÇİN "LÜTFEN" TIKLAYINIZ
http://behzat-sasal.blogspot.com/2013/11/behzat-sasal-anayurt-yazlar.html

VEYA BAKINIZ "ANAYURT YAZILARI" SAYFASI